Parapsikoloji
Hoşgeldiniz..Lütfen üye olunuz..

Parapsikoloji

      ParapsikolojiHoşgeldiniz : Misafir
En son ziyaretiniz :
Mesaj Sayınız : 0

 
AnasayfaKapıSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kendini Bilmek

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
m_e_akbulut
Alışan
Alışan
avatar

Boğa Domuz
Mesaj Sayısı : 212
Bükme Gücü : -4
Kayıt tarihi : 24/04/10
Yaş : 22
Nerden : gelip nereye gidiyoruz...

MesajKonu: Kendini Bilmek   Çarş. Haz. 30, 2010 8:22 pm

KENDİNİ BİLMEK
Eğer çözümün bir parçası değilsen; o zaman sorunun bir parçasısın demektir...
Sevgili okuyucular, bu kitap sizin kendi içsel gücünüzü or¬taya çıkartarak, ruhsal yönden daha etkin bir hale gelebilmeni¬ze yardımcı olabilmek amacıyla hazırlanmıştır. Ancak ruhsal-güçlerinizi geliştirmekle aynı zamanda ruhsal olgunluğa ve ge¬lişmişliğe ulaşılacağı zannedilmesin... Bunlar birbirlerinden çok farklı olgulardır...
Bir psişik yeteneğe sahip olan kişinin, aynı zamanda ahla¬ki ve manevi yönden de ruhsal bir olgunluğa eriştiği şeklinde hatalı bir görüş vardır. Psişik konularda bilgisi olanlar, duru¬mun hiç de böyle olmadığını gayet iyi bilir. Fakat bu önyargı öylesine yerleşmiştir ki, kolay kolay kırılacak gibi görünmü¬yor. Her hiç değilse siz SINIR ÖTESİ okuyucuları olarak gerçeği bilin...
Psişik ve medyomik yetenekleri olan bir kişi aynı zaman¬da ruhsal olgunluğa erişmiş bir kişi olmayabilir. Kaldı ki, bir çok örnek bunu doğrulamaktadır. Gerek yurtdışından, gerekse yurtiçinden buna çok sayıda örnek verebilirim.
Ruhsal güçlen geliştirme tekniklerinin gündeme getiril¬mesi sizleri "süpermen" yapmak için değil, insanın kendi sırla¬rını keşfederek gerçeklere ulaşmasına yardımcı olabilmek için¬dir. Temel amaç budur...
Ele alacağımız konuları dikkatle takip eder ve "değişimin ihtiyacım" gerçekten içinizde hissederek bu çalışmaları sürdü-rürseniz; farklı bir dünyanın kapılarının önünüzde aralanmaya başladığını göreceksiniz...
Bu yolda, şimdiye kadar hiç olmadık bir şekilde kendiniz¬le başbaşa kalacak ve dışarıdan hiç bir şeyi kendinize ilave et¬meden, sadece kendi sırlarınızı keşfetmenin doğallığını yaşa¬yacaksınız... Ortaya çıkartacağınız tüm sırların sizin içinizde gizli olduğunu unutmayın...
Evet...
Her şey sizde gizli... Hatta aradığını: Tanrını: bile...
Bu yolda, sizde varolan "potansiyal gücünüz" ve asıl kö¬keniniz hakkında çok önemli ipuçlarını yakalayabilmeniz de mümkün olabilecektir... Ama unutmayın: Bütün bunlar kendi¬liklerinden gelmezler... Özel bir çaba ve gayret göstermeniz gerekecektir. Kısacası kendinizi bazı yönlerinizle yeniden tanı¬yacak, kendinizi yeniden keşfedeceksiniz...
Tüm "Ezoterik Öğretilerdin asıl çalışma konusu olan. insa¬nın "kendini tanıması", bu yolda objektif bir bilgiye ulaşması çok çaba ve çalışma isteyen, zahmetli bir iştir... Bu başlı başına ayrı ayrı bir çalışma konusudur. Tamamen ruhsal olgunluğu ve ruhsal gelişimi hedefleyen bu çalışma alanının belli bir bölümü ruhsal güçlerin tanınmasına ve geliştirilmesine ayrılmıştır.
Ruhsal güçleri geliştirme çalışmaları, insanın kendini tanıma ve kendi sırlarını keşfetme çalışmalarının sadece küçük bir bölümünü oluşturur. İşte bu yüzden sadece psişik yetenek¬lerin gelişmiş olması, insanın ruhsal olgunluğa ulaşabilmesine yetmemektedir. Fakat kendini tanıma çalışmalarında, ruhsal güçlerin geliştirilmesinin çok önemli bir yeri vardır.
"Kendini bilmek" ya da "tanımak", insanın değişmesi zo¬runluluğunun doğal bir uzantısıdır. Değişmek, uyanmak, şuur-lanmak için; fazlalıkların terk edilmesi, içsel bir mücadeleye girişmek ve özdeşleşmeyi meydana getiren bağımlılıklardan soyunmak şarttır. Üstün çaba gösterilmeden, kendi üzerinde çalışmadan; değişmek, uyanmak, şuurlanmak mümkün değil¬dir. Bütün ezoterik çalışmaların, inisiyetik öğretilerin temeli bu nedenle "terk"e dayanır...
İnsan, her yanı fazlalıklarla çevrili ve çeşetli putların is¬teklerini yerine getirmekte olduğunu bilmeden mahpusluktan kurtarılamaz. İnsan özgür olmadığını anlamazsa, hapishaneden kurtulabilmesi de mümkün değildir. Özgür hale gelmek için, iç özgürlüğü elde etmelidir. İnsanın uğrunda mücadele ederek ka¬zanması gereken şey, işte bu özgürlüktür.
İnsanın iç özgürlüğü elde etme yoluna girmesi "terk et-me"ye hazır hale gelmesine bağlıdır. Herhangi bir şeyi kaybet¬mekten korkmayan, kaybedilecek bir şeyi olmadığının şuuruna varan kimse, bu şekilde her şeyi kazanır.
Bu söz... Yani "insanın kendini tanıması" meselesi, bel¬ki ilk başta bize biraz garip gelebilir... "Ne demek yani, şimdi ben kendimi tanımıyor muyum9..." diye düşünebiliriz. Çünkü kendimiz hakkında yeterli fikre sahip olduğumuzu düşünürüz. Oysa ki çoğunlukla, kendi varlığımızın kökeni ve özellikleri hakkında yeterli bilgiye ve yeterli anlayışa sahip olmadan ya¬şamımızı sürdürürüz. Bunların içinde sahip olduğumuz, ancak çoğunlukla farkında bile olmadığımız ruhsal yeteneklerimiz, yani "Duyular Dışı Algılamalarımız da vardır. Böyle olunca da, kendi varlığımızın iç potansiyelini, iç gü¬cünü çoğunlukla kullanmadan kısıtlı imkanlarla yaşamaya kendimizi mahkum ederiz... Ve yaşamımızın büyük bir bölümü böyle geçer... İçimizdeki mevcut potansiyel güçten habersiz kendimizi son derece hür ve özgür zannederek; aslında tam bir mahpushane yaşantısı sürdürürüz... Hapiste olduğumuzu far-ketmediğimiz için de, hapisten kurtulmak için hiçbir çaba sar-fetmeyiz... İnsanın mevcut iç potansiyel gücünü kullanmadığı bu dünya yaşamında özgür olamadığını, çok kısıtlı imkanlarla yaşadığını farkeden toplumlar, çok eski çağlardan beri bu yol¬da önemli çalışmalar içine girmişlerdir.
Dinlerin, felsefelerin, doğu ve batı ezoterik çalışmaların, mitolojilerin; ortaklaşa amacı çok eski çağlardan beri tek bir noktada: "Kendini Bilmek"de yoğunlaşmıştır... "Kendini bilmeyen varoluşun sırlarını da bilemez" ya da "kendini bilmeyen Rabbi'ni de bilemez" sözleriyle de bu konu dile ge¬tirilmeye çalışılmıştır.
Uzun yıllardır konunun önemini farkeden kadim toplumlar özel çalışmalar yaparak; o özel çalışmalara katılanlara önce bu konuyla ilgili bilgiler aktarmışlar ve daha sonra da bu bilgiler ışığında insanların kendi iç enerjilerini kullanabilmelerini sağ¬lamaya çalışmışlardı ki, bunun da adına "inisiyatik çalışma¬lar" adı verilmiştir.
Bu çalışmalara örnek olarak Eski Mısır'daki özel eğitimle¬ri ve Sufi Ekolleri'ni gösterebiliriz. SINIR ÖTESİ YAYINLARI'ndan çıkartığımız ilk kitabımız olan "GİZLİ SIRLAR ÖĞRETİSİ"nde, ko¬nunun bu yönü sizlere aktarıldığı için burada tekrar etmek iste¬miyoruz...
Mısır merkez olmak üzere, dünyanın dört bir yanında çok uzun yıllar önce yürütülen bu çalışmalar belli bir süre sonra unutulmaya, gerçek mahiyetinden uzaklaşmaya hatta dejenere olmaya başladı. Ve içle uğraşılırken, dışla uğraşılmaya, şekilci¬liğe dönüşmeye başlayınca eğitimin etkinliği de kaybolup gitti... Bir zamanlar gürül gürül akan bir şelaleyken, belli bir süre sonra, durgun su birikintilerine dönüştü...
Sonra ne oldu?
Ne olduğu aslında tüm açıklığıyla ortada...
Belli bir süre insanlık, içinde insanlığın kalmadığı bir in¬sanlık tablosu çizme gayreti içinde yaşamını sürdürmeye çalış¬tı... Fakat bir şeylerin eksikliği her zaman için hissedildi...
Son 10 yıldır dünya üzerinde bu konuda çok önemli çalış¬malar başlatıldı. "New Age - (Yeni Çağ) Eğitimi" adı altında açılan kurslarda, insanın kendisini keşfedebilmesi ve yaşam içinde daha güçlü daha etkin olabilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmaya başlandı. Bu kurslara özellikle ilk başta büyük şir¬ketler ilgi gösterdiler. Yurt dışındaki birçok büyük şirket, üst düzey yöneticilerini bu seminerlere gönderdi. Çok yüksek üc¬retlerle açılan bu seminerlere ilk katılan şirketler arasında: Uluslararası Hisse Senedi Borsası, Amerikan Express, Olivetti, Shell, IBM ve Machintosh gibi büyük şirketlerin ilk sırayı al¬dıkları görüldü. Hatta İngiltere'de Savunma Bakanlığı ve Ba¬kanlar Kurulu Bürosu bile bu seminerlere katılanlar arasınday¬dı. Bu kursların tek bir amacı vardı: Katılanları kendilerini keşfetme yolculuğuna çıkartmak...
"Geleceğe Uyum Sağlama Seminerleri" de denilen bu ö/.el kurslardajnsanın iç potansiyal gücünün ortaya çıkartılma-sına çalışılırken, aynı zamanda insanın duyular dışı algılamalarından ve özellikle de sezgilerinden nasıl daha etkin bir şekilde yararlanabileceği, konsantrasyonunun nasıl geliştirebileceği gibi metotlar da öğretilmekteydi...
DÜNYAYA TESLİM OLAN İNSANIN KARAKTERİSTİK DURUMU
Sorunu ortaya koymadan, sorunun çözülmesi çok zordur. Gelin şimdi sorunu maddeler halinde bir gözden geçirelim:
1 Duygularının esiridir.
2 Kalıplar içinde sıkışıp kalmıştır.
3 Gurur-kibir içindedir.
4 Dünya ile özdeşleşmiştir.
5 Gerçek bilgiden uzak, sadece kulaktan dolma bazı din¬
sel bilgileri ve terkedemedikleri kendisine sürekli olarak engel
olmaktadır.
6 Bireysellik içindedir. Dilinden "ben" sözcüğü düşme¬
mektedir.
7 Aç gözlüdür.
8 İçgüdüsel yaşar.
9- Kendini ve kendi çıkarlarına hizmet edenleri sever.
10-Suni olarak yarattığı bir sürü icaplar içine kendini sı¬
kıştırmıştır.
11- Ruhsal Güçleri'nden yararlanamamakta, buna bağlı olarak ileri görüşlülüğü kısıtlanmakta ve sezgileri körlenmek-tedir. Bunun doğal sonucu olarak da, yeniliklere oldukça zor uyum sağlayabilmektedir.
Bu bilgisizlik çemberi bir başka sorunu daha beraberin¬de getirmiştir:
Dünyada yaşamın gayesi nedir? Ben kimim? Nereden ge¬lip nereye gidiyoruz? Yaşam bir takım basit rastlantıların bir araya gelmesinden mi ibarettir?... Yaşam ve yaşamın sonuyla ilgili bilgiler, insanlık için bir "sır perdesi" altında kendisini gizlemiş durumdadır...
Hayat gailesi adını verdiğimiz bu yaşam çarkına kendimizi öyle bir kaptırıp gidiyoruz ki; bu hengamede, sözünü ettiğimiz sorular, çoğu zaman aklımızın ucundan bile geçmiyor. Arada sırada bu soruları kendimize sorduğumuzda ise. tam bir cevap bulamıyoruz. Bulamayınca da ister islemez, sırtımızı bu soru¬lara dönüp, o tatlı uykumuza devam ediyoruz...
Tüm bunların sonucu olarak, bir süre yapay ihtiyaçlarla ve maddenin bizi cezbetme aracı olan arzular içine kendimizi adeta hapsederek, yaşamaya gayret ediyoruz... Nefes alarak ve yemek yiyerek... Bunun da adına yaşam denebiliyorsa eğer...
İNSANIN İLK UNUTTUĞU BİLGİ: KENDİSİNİN KÖKENİ OLMUŞTUR
Ezoterik, inisiyatik, teolojik ve felsefi çalışmalar insanın "kendini bilmesi" sorunu yüzyıllardır dile getirmiş olmalarına rağmen konunun bu yönü belli bir süre sonra unutulmaya baş¬lanmış ve bu noktaya gerektiği kadar önem verilmemiştir. İn¬sanlığın unuttuğu bilgilerin başında, kendi kökeniyle ilgili bil¬giler gelmiştir... Ve böylelikle insan, bu dünyada yaşarken ken¬di kendisine yabancılaşmaya başlamıştır.
Hep insanların birbirlerini anlayamadıklarından şikayet edilir ve bu şikayetlerin ardı arkası bir türlü kesilmez. Bu gi¬dişle kolay kolay kesilmesi de mümkün görülmüyor... Çünkü insan öncelikle kendisini anlayamamaktadır... Kendisini anla¬yamayan bir insanın da, bir başka insanı anlayabilmesi bir tür¬lü mümkün olamıyor...
İnsanın kendine yabancılaşması, beraberinde kendi yete¬neklerine de yabancılaşmasını beraberinde getirmiş ve insan ı unsal yeteneklerini de kullanamaz bir hale gelmiştir. Hatta ruhsal yeteneklerinin olmadığını iddia eden insanların özellikle yurdumuzda hala bulunduğu gerçeği dikkate alınırsa; konunun hem üzücü hem de gülünç yanı daha net gözlerimizin önünde canlanacaktır.
Evet... Tek bir cümleyle özetleyecek olursak: "hiiyiik bir ıo^nn/nkla insanlar kendini taıu\aınaınaklaılır" diyebiliriz.
İnsanın nasıl büyük bir güce sahip olduğu ve bunu nasıl ortaya çıkartacağı meselesi üzerinde önemli çalışmalar yapan aıaşiırmacılar. klasik psikolojiye de bambaşka bir çehre getirmisler ve parapsikolojinin de katkılarıyla yepyeni anlayışların ortaya çıkmasına zemin hazırlamışlardır.
Yurdumuzdaki psikolog ve psikiyatristlere de bu konuda büyük bir iş düşmektedir ama maaalesef özellikle bazı psikiya-tristler gelişen yeniliklere karşı büyük bir inatla ayak direyişlerine devam ediyorlar... Ruhsal kültürden habersiz, parapsikolojiden bi haber sözde ruh hekimleri, insanların başına merhem sürmeye çalışıyorlar... Merhemleri olsa kendi başlarına sürerler...
İÇ DEĞİŞMEDEN DIŞ DEĞİŞEMEZ
İçine düşülen bir başka yanılgı da, değişimin hep dışarıda aranmaya çalışılmış olmasıdır. Değişim hep dışarda aranmaya başlanmış ve asıl değişimin insanın içinde meydana gelmesi gerektiği üzerinde durulmamıştır.
İnsanın kendi kökenini farketmesi. kendi sırlarını anlaya¬bilmesi için; öncelikle teorik bilgilere ihtiyaç vardır. Ancak bunları sadece zihnen bilmemizin yeterli olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum: Neler yapılması gerektiğini bilmek bu alanda yeterli değildir. Kendini içsel güçlerimizi ortaya çı¬kartabilmek için çalışırken; teorik bazda bilinenlerin, uygula¬maya geçirilme mecburiyeti vardır. Yaşama geçirilmeyen ve kendi üzerimizde uygulanamayan pratik metodların, iç gelişi-mimizde bize hiç bir yararı olmayacaktır. İnsanın bu yolda ilerleyebilmesi için öncelikle kendisinde değiştirmesi gerektiği bazı yönlerin mevcut olduğunu farketmiş olması gerekir.
Gerek bireylerde, gerekse toplumlarda bu alanda görülen en büyük zorluk, değişimlere karşı gösterilen dirençlerdir. Ye¬niliklere kolay uyum sağlayamayışımız ve gelen her bir yenili¬ğe önce bir direnç göstermemiz; çoğunlukla eskide yaşamanın kolaylığını tercih etmemizden kaynaklanmaktadır. Çünkü eski¬de yaşamak yeni bir araştırmayı ve yeni bir atılımı gerektirmediği için çoğunlukla daha kolaydır. Kendimize göre oluşturdu¬ğumuz belli bir düşünce sisteminin gölgesindeki serinlik bize hep hoş gelir. Ama bu gölgedeki serinlikte uyukladığımız müddetçe, yeni yerler keşfedebilme imkanını da kendi kendi¬mize kapatmış oluyoruz...
Bu hareketlerimizi haklı göstermek için de, şimdiki davra¬nışlarımızın bizi bu günkü düzeyimize getirdiğini söyleriz. Bu kesinlikle doğrudur. Ama şimdi artık yeni düzeyde kişisel iç gelişimimizi gerçekleştirebilmek için yeni düzeye uygun şart¬ları oluşturmamız gerekmektedir.
Bunu yapabilmek için önce korkularımızın tüm engellerini aşmak ve zihinsel konsantrasyonumuzun kontrolünü elimize almak gerekir. Eski alışkanlıklarımızın zihnimizin sorunlara e-MI olmasına izin verişimiz, derhal kırılmalıdır. Onların yerine ömür boyunca sürecek yeni bir görüş açısı gerekmektedir. O da: Çözümlere odaklanmak ve bu yolda yeni adımlan cesaretle ıiiabilmc başarısını gösterebilmeye bağlıdır.
Peki bunu nasıl başaracağız?...

Konunun asıl önemli yönü de zaten burada düğümlenmek¬ledir. Yaşamınızı daha zengin, daha dolu, daha neşeli ve daha heyecanlı kılmak için pek çok güçlü araçlar ve stratejiler öğre¬nebilirsiniz. Ama eğer bu öğrendiklerinizi uygulamazsanız, bu iıpkı çok güçlü bir bilgisayar alıp, onu hiç kutusundan çıkar¬mamaya ya da lüks bir araba alıp bahçeye park etmeye, onu to¬za ve çürümeye terk etmeye benzeyecektir.
Neye, nasıl ve nereden başlamalı?...
Gerçekten kendimizde bir şeyler değiştirmek istiyorsak; öncelikle günlük yaşantımızda bir takım davranış kalıplarımız¬la, kendi kendimizi nasıl kısıtlamış olduğumuzu çok iyi göz-lemlememizde büyük faydalar vardır.
Şimdi, bir günlük yaşantınızı şöyle bir gözden geçirirmisiniz?... Sabah yatağınızdan kalkıp, tekrar akşam yatağınıza yatıncaya kadarki geçen süreyi, gözünüzde şöyle bir canlandır¬manızı rica ediyorum. Bu geçen süre içinde karşılaştığımız be¬lirli olaylara dikkat edersek, çoğunlukla hep aynı tepkileri gös¬terdiğimizi görürüz. Yani belirli davranış biçimlerini hep aynı tarzda kullanırız. Hep aynı şekilde sevinir ve hep aynı şekilde üzülürüz. Yaşam içinde karşılaştığımız olaylara, çoğunlukla duygu ve düşüncelerimize hakim olamadan bir takını tepkiler gösterir dururuz. Bu halimizle yani "otomatik vaşam biçimi¬mizle" doğrusunu ifade etmek gerekirse: Biyolojik robotlardan pek farkımızın kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Düğmele¬rine basınca gülen, bir başka düğmesine basılınca ağlayan hali¬mizi değiştirmeden, gerçek anlamda özgür olmaktan sözetme-miz mümkün değildir...
Bunun böyle olması duygu ve düşüncelerimiz üzerinde kalıcı bir hakimiyetin tarafımızdan sağlanamamış olmasından dolayıdır. Bu yüzden de biz yaşam içinde genellikle aynı tür olaylara, hep aynı tür karşılıklar veririz... Ve bir türlü istemedi¬ğimiz yönlerimizi sırf bu özelliğimizden dolayı değiştirenleyiz.
İşle gerçek anlamdaki bir değişimi içimizde gerçekleştire-meyişimizin en önemli sebebi, bu göstermiş olduğumuz ota-matik davranış biçimlerimizdir. Hep aynı şekilde davranmakla yeni bir davranış biçimini oluşturmamız adeta imkansız bir ha¬le gelmektedir. Dolayısıyla sanki hep aynı olayların içine ken¬dimizi kısıtlayarak yaşamaya çalıştığımızı, dikkatlice kendimi¬zi gözlediğimizde farketmenıiz. mümkün olacaktır.
ENGELLER GÖRÜLMEDEN ENGELLER AŞILAMAZ
Her şeyin başı insanın kendisiyle ilgili gerçekleri farket-ınesidir. Aslında ne denli güçlü bir ruhsal yapıya sahip olduğu¬nu ancak otomatik yaşamın tercih edilmesinden dolayı haliha¬zırda bunları kullanamadığını farkeden bir kişi için yolun yan¬sı aşılmış durumdadır. Bu nedenle insan öncelikle kendi eksiklerini büyük bir cesaretle, kendi kendisine itiraf etmeyi ba-şarmaladır. Karamsarlığa kapılmadan kişi kendi eksikliklerini önce kabullenmeledir ki, bunların üstesinden gelecek çalışma¬ları başarıyla gerçekleştirebilsin.
Yaşamımız aslında çeşitli dengelerden oluşan bir süreç olarak karşımıza çıkar. Ancak ne var ki çoğunlukla bu denge¬leri yine biz kendi kendimize ürettiğimiz düşüncelerle bozarız. Eğer bahçemizde kök salmakta olan yabani otları görmeyi red¬dedecek kimseler haline gelmemize izin verirsek, kafamızın içinde yarattığımız hayeller, sonunda bizi mahvedecektir... A-ma bir o kadar yıkıcı olan bir şey daha vardır: O da, korkudan sürekli olarak yabani ot bürümüş bir bahçeyi düşünüp duran insanlara olanlardır. Kendi üzerinde çalışanların yolu, bir den¬ge yoludur. Kendi üzerinde çalışanlar otları görür, onlara yü¬zünde bir gülümseme ifadesiyle bakar. Çünkü onları görmüştür artık. Derhal eyleme geçip onları yok edecektir...
Az sonra ele alacağımız "konsantrasyon çalışmaları" size bu çemberi kırmanızda büyük bir avantaj sağlayacaktır.
Zaten kitabın başına da söylemiştik: Sizlere Ruhsal Güç¬lerinizi geliştirmeniz için vereceğimiz teknikler, aynı zamanda sizleri yaşama şuurlu bir şekilde bağlayacak köprülerin de oluşmasına zemin hazırlayacaktır...
Yabani otlar konusunda endişe duymak zorunda değiliz. Onlar da hayatın bir parçasıdır. Onları görmemiz, varlıklarını kabul etmemiz, çözümlere odaklanmamız ve hayatlanmızdaki etkilerini yok etmek için ne gerekiyorsa hemen yapmamız ge¬rekmektedir.
Ve şunu kesinlikle unutmayınız ki: Onları yok f'arzetınekle onları yok edemeyiz.
Bunları yok edebilmek için, "kendi kendine telkin ve kon-sdiıtnısyoır metotlarının bilinmesi ve kuralına göre uygulan¬ması gerekir. Aksi takdirde bu yabani otlardan kurtulabilmek hemen hemen mümkün değildir.
Varlıkları karşısında ateş püskürüp, küplere binmek ya da korkudan pısırıklaşmak; onların bahçemize girmesini daha da kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Yapılması ge¬reken şey: Onları kuralına göre söküp atmaktır. Ve bunu, bir oyun anlayışı içinde,yaşam içinde neşe içinde yapabiliriz. Öm¬rünüzün geri kalanında, emin olun, yeni yeni otlar hep gelecek, boy gösterecektir. Eğer her sorun çıktığında dünyaya karşı bir tepki duyarak yaşamak istemiyorsanız, onların da hayatın önemli bir parçası olduğunu hatırlamanız gerekir. Onlar sizi güçlü ve dikkatli tutar. Bahçenizi sağlıklı ve zengin durumda korumak için neler yapılması gerektiğini hep görebilmenizi sağlar.
Zihnimizin içindeki yabani otlar temizlenmeden, gerçek varlığımızla yani kendimizle başbaşa kalabilmemiz mümkün değildir. Sadeleşmek, saflaşmak ve bizi saran fazlalıklardan kurtulabilmenin ilk adımı, zihnimizdeki bize ait olmayan otlan temizlemektir. Ancak bu otların temizlenmesi için buna hazır ve istekli olmak ve belli bir mücadeleye hazır olmak şarttır. Çünkü bu otların temizlenmesi belli bir süreyi ve çabayı gerek¬tirir. Ve belirli teknikleri ve kuralları vardır... Bu yolda çabasız hiç bir şey elde edebilmek mümkün değildir.
Yıllardır zihnimizde oluşturma alışkanlığı kazandığımız olumsuz bütün davranış biçimlerimiz, bizim için birer yabani ottur. Bu yabani otlardan dolayı içimizdeki filizler gelişip bü-yüyememektedir. Bunlar, "Ruhsal Güçlerimiz"i kulanmamıza-da engeller oluşturmaktadır... Ne yapmak istediğinize karar vermek zorundasınız. Eğer gerçekten hayatınız üzerinde bir kontrol duygusu hissetmek istiyorsanız, ki şu anda yapabilece¬ğiniz bir sürü şey varken oturup da bu satırları okumayı seçmiş olduğunuza göre, ne istediğinizi biliyorsunuz demektir; istedi¬ğiniz gerçek özgürlük, içsel güçlerinizden yararlanmak ve dün¬yada daha bilinçli yaşamaksa doğru adrestesiniz... Ve emin ol¬un ki arzu ettiğiniz hedeflere ulaşacaksınız...Bu yolda ilerleyebilmek için öncelikle içsel bir özgürlük duygusuna ihtiyaç vardır... Nedir bu içsel özgürlük? İçsel öz¬gürlük nasıl yakalanabilir? İçsel özgürlük gerçek özgürlüktür... İçsel özgürlüğün ilk filizleri ise değişim arzusu içinde yeşerir...
Peki değişecek olan şey nedir?...
Gelin "Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri" metotlarına girmeden önce bu mesele üzerinde kısaca duralım...
İÇ ÖZGÜRLÜK
"insanlar hızla akan ya§am nehrinin yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, iste o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler." İşte böyle diyordu, 1900'lü yılların başında Krişnamurti...
Krisnamurti, bu yüzyılın başlarında dünyamızda yeni yeni ortaya çıkmakta olan özgürlük anlayışının ilk kıvılcımlarını ça¬kan, büyük bilgelerden biridir. Özellikle Batı dünyasında son yıllarda onun değerini çok daha iyi anlamaya başlamıştır.
İlk kitabını henüz daha 15 yaşındayken yazan Krişnamur¬ti 'nin insanın değişim zorunluluğu ve iç özgürlük hakkındaki düşüncelerinden kısa bir bölüm aktardıktan sonra asıl konumu¬za geçmek işitiyorum...
Krişnamurti diyor ki:
Eğer zihninizin nasıl tepki gösterdiğini bilmiyorsanız, eğer zih¬niniz kendi etkilerinden habersizse, toplumun ne olduğunu hiç bir zaman öğrenemeyeceksiniz demektir. Çünkü zihniniz toplumun par¬çasıdır ya da toplumun ta kendisidir. Toplumdan ayrı, toplumun dı¬şında; gerçekten size özgü bir "sen" çoğunlukla varolamamaktadır.
Toplum sürekli bizi etki altında tutmakta, düşüncelerimizi biçim¬lendirmektedir. Toplumsal modeli fark edip onun boyunduruğundan kendinizi kurtarmadıkça, kendinizi özgür sansanız da, gene de ce¬zaevinde bir tutuklusunuz. Zihninizi yönetmeye, düşüncelerinizi düzeltmeye çalışın. "Bu doğru, bu yanlış" diye yargılara varmayın. Yanlızca bir sinema filmine bakar gibi, kafanızdan geçenleri izleyin.
Zihniniz insanlığın ta kendisidir. Ve siz bunu anladığınız zaman yüreğiniz sevgiyle karışık bir acıma duygusu ile dolacak ve bu anla¬yıştan büyük bir aşk doğacaktır, işte o zaman güzel şeyler gördüğü¬nüzde, güzelliğin ne olduğunu anlayacaksınız...
Kaygısızlıktan gelen güven
"Bunu ben yaptım", "Benim idealim çok önemli", "Bizim grubu¬muz kazandı" gibi düşünceler insanı gururlandırır, işte bu "ben" ya da "benim" duygusu, toplumsal cezaevinin içinde ortaya çıkan gü¬ven duygusuna eşlik eder. Ancak bu tarzda ortaya çıkan kendine gü¬ven duygusu, kendi iç enerjimizden beslenemediği için, her an yıkıl¬maya ve bozulmaya mahkumdur. Üyesi olduğumuz toplumun özel cezaevinin duvarlarını yıkabilirseniz, o zaman içinizi kibirlilikten kaynaklanmayan bir güven duygusunun doldurduğunu göreceksiniz. İşte bu kaygısızlıktan gelen güven duygusudur.
Tann'yı da, gerçeği de, cezaevinin içinde bulamazsınız. Ancak hapiste olduğunuzu anlayarak ve cezaevinin duvarlarını yıkarak bu anlayışı başlatabilirsiniz, işte o anda özgürlüğe doğru atacağınız her adım yeni bir kültür, yeni bir dünya yaratacaktır.
Hapiste olduğunu fark etmeyen biri, hapisten çıkma arzusunu da içinde hissedemez.. insanlar hızla akan yaşamın yanında kendi¬lerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler...
Özgürlük

Özgürlük, canı ne isterse onu yapıp, dilediği yere gitmek, dile¬diğini düşünmek midir? Bunları zaten yapıyorsunuz. Bağımsızlık öz¬gür olmak için yeterli midir? Dünyada pek çok bağımsız insan var a-ma gerçekten özgür olanlar çok az...
Bir şey olmak istediğimiz andan başlayarak özgürlüğümüzü yiti¬riyoruz. Özgürlük, olduğunuzdan başka bir kimse olmaya çalışarak değil, yapmayı istediğiniz her şeyi yaparak değil, geleneğin göster¬diği yolda giderek, ana - babanızın, öğretmeninizin söylediklerini yaparak değil, ancak, bir andan ötekine ne olduğunuzu izleyip anla¬yarak sağlanabilir.
Görüyorsunuz ya, böyle bir amaç için eğitilmediniz; eğitiminiz sizi şöyle ya da böyle, şu ya da bu yolda önemli bir kimse olmaya heveslendirip kışkırtıyor. Siz önemli bir kimse ya da saygın bir örne¬ğe benzemeye çalıştıkça özgür olamazsınız.
İçinize kulak verin
Hiç şöyle dikkatinizi belirli bir konu üzerinde durdurtmadan, hiç bir şey üzerinde yoğunlaştırmadan, gerçekten duru bir zihinle sakin sakin oturduğunuz oldu mu? O zaman her şeyi işitirsiniz, zihniniz dar bir kanal içine kapatılmamış olur: Bu biçimde dinlerseniz içiniz¬de olağanüstü bir değişim gerçekleşir. Size derinlik ve içgörü kazan¬dırır. Göreceksiniz ki, sizi öylesine etkileyen sözlerin ötesine geçiri¬yorsunuz, sözlerin sözel anlamını aşıyorsunuz.
Gerçek yaşam: Önyargıların, korku ve kör inançların, umutların çelmelemediği, berrak düşünmeye yetenekli bir zihine sahip olmayı gerektiriyor. Sakin sakin, sırtınızı dik tutarak oturun ve şöyle zihniniz¬den geçenleri izleyin, onları denetlemeye çalışmayın. Zihninizin bir düşünceden ötekine, bir konudan bir başkasına atladığını izleyin. Ve zihniniz kendiliğinden sakinleşince, gönlünüzün şen olmasının nasıl bir şey olduğunu keşfedeceksiniz.
Eğer şu ya da bu tür inançlara sıkı sıkı sarılır, her şeye belirli önyargıların ya da geleneğin açısından bakarsanız, gerçekle hiç bir bağlantı kuramazsınız. Keskin bir dikkatle, açık gözlerle ama hemen yargılamadan, hemen sonuçlara varmadan gözlemlemeyi sürdürür-seniz, düşüncelerinizin şaşılacak derecede keskinleştiğini göreceksi¬niz.
Ön yargılarınızın her şeyi olduğu gibi görmenize engel olması¬na izin vermeyin. Yanlızca ağaçları, kuşları, sokakta yürüyen, çalı¬şan, gülümseyen insanları gözlemlemekten, sizde, sizin içinizde bü-yük bir değişiklik olacaktır.
Sebebi her ne olursa olsun, hayattaki zorlukların ve hayattaki çok çeşitli sıkıntıların moralinizi bozmasına lütfen müsaade etmeyin...
içinizdeki güce inanın...
Unutmayın ki yanlız değilsiniz ve hiçbir zaman da olmadınız...
O içinizdeki sihirli güç sizi her türlü sıkıntının üzerine çıkartacaktır...

Ergun Candan'ın Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri kitabından...


En son m_e_akbulut tarafından Çarş. Haz. 30, 2010 9:33 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
isox96
Alışan
Alışan
avatar

Kova Domuz
Mesaj Sayısı : 150
Bükme Gücü : 0
Kayıt tarihi : 27/06/10
Yaş : 21
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Kendini Bilmek   Çarş. Haz. 30, 2010 8:23 pm

Bu alıntı.Neden kaynağını yazmadın? Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
K4 ~
Acemi
Acemi
avatar

Kova Domuz
Mesaj Sayısı : 399
Bükme Gücü : 5
Kayıt tarihi : 20/03/10
Yaş : 21
Nerden : www.fvam.tr.cx

MesajKonu: Geri: Kendini Bilmek   Çarş. Haz. 30, 2010 8:45 pm

ayıp ayıp sana yapılsın ister miydin? afro
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.facebookvideobulucu.tr.cx
m_e_akbulut
Alışan
Alışan
avatar

Boğa Domuz
Mesaj Sayısı : 212
Bükme Gücü : -4
Kayıt tarihi : 24/04/10
Yaş : 22
Nerden : gelip nereye gidiyoruz...

MesajKonu: Geri: Kendini Bilmek   Çarş. Haz. 30, 2010 9:32 pm

tamam ya hemen ekliyim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
senkron16
Yeni üye
Yeni üye


Koç Manda
Mesaj Sayısı : 5
Bükme Gücü : 0
Kayıt tarihi : 06/07/10
Yaş : 32
Nerden : Bursa

MesajKonu: Geri: Kendini Bilmek   Salı Tem. 06, 2010 11:54 pm

paylaşım için teşekkürler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kendini Bilmek   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kendini Bilmek
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Parapsikoloji :: PARAPSİKOLOJİ :: PARASİKOLOJİ-
Buraya geçin: